
Kapkara bir gündü. Her yer karanlık gibiydi. Dışarıda boğucu bir hava hakimdi. Dışarı çıkmak, dışarıda dolaşmak, bir şeyler yapmak sıkıcı ve zevksizdi. Bu yüzdendir ki sokaklar bomboştu.
Aslında bu durum bu güne ait bir durum değil, son birkaç aydır böyleydi. İnsanlar mutsuz, üzgün ve de suratlarından düşen bin parçaydı. Hiç kimse hayatından memnun değil, işleri de bir hayli kötüydü. Hem de yaz aylarının, yani oraların en güzel, en neşeli ve de en mutlu olması gereken zaman da herkesin işleri kötüydü. Bu sezonda gelmesi beklenen, devamlı gelen konuklar, turistler orada yoktu.
Restoranların, birçoğu artık işlemez hale gelmişti. Açık olanlarda, sabahtan akşama kadar sinek avlıyorlardı neredeyse. Hediyelik eşya satan dükkanlarda bir bir kapanıyor, bazıları da senelerdir ekmek yedikleri gözü gibi korudukları, sakındıkları, el işi, göz nuru, nacizade eserleri yok olmasın diye açık tutuyorlardı. Ama artık onlarında dayanacak güçleri kalmamış gibi görünüyordu.
Artık tur tekneleri çalışmaz olmuştu. Tek tük konuk geliyor, onlarla tura çıkabiliyorlardı. Sahil bom boştu. Balıkçılar bile artık denize açılmıyorlardı. Hatta açılamıyorlardı. Çünkü; artık eskisi gibi balık yoktu. Nasıl olsun ki… Deniz artık temiz değildi. Kirlenmişti. Kirlilik bazı kıyılarda açık ve net bir şekilde görülebiliyordu. Artık martılarda uçmaz olmuştu. Hiç bir şey eskisi gibi değildi.
İnsanlar işlerini kaybediyorlardı. Birkaç dükkan açık kalmıştı. Onlarda kapanacak gibiydi. Çabalıyorlardı ama boşunaydı.
Manav Mehmet amca, devamlı dışarıda bulunan meyvelerin üstünü, kül yağmurları nedeniyle siliyor, kimi zaman ise yıkıyordu. Kafeteryalar masalarını artık içeriye taşımışlardı.
Akşam saatlerinde evlerin terasları eskiden dolardı, şimdi bomboştu. Güneşin batma saatinde sahil dolardı, şimdi bomboştu… Çünkü; artık ne güneş doğuyordu, ne de batıyordu. Oteller bomboştu. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Çeşm-i cihan artık yok oluyordu.
Peki nasıl oldu da her şey bir anda bu kadar kötüye gitti. Nasıl oldu da insanlar mutluyken mutsuz, sevgi doluyken asık suratlı, konuk severken konuksuz kalıvermişlerdi. Nasıl oldu da her şey bir anda değişivermişti. Aslında bunu anlamak zor değildi.
Hiç kimsenin istemediği, sadece plansız, uzun vadeli sonuçları düşünülmeden yapılan termik santralin meyveleriydi bunlar.
İşte sadece bu yüzden Amasra artık yok olmuştu. Bu yüzden Amasra’yı Amasra yapan bütün güzellikler teker teker yok olup gitmişti. Amasra artık sadece deniz kenarında Bartın’ın bir ilçesi olarak vardı.
Annesi Amastris’i çağırdı ve o sırılsıklam ter içinde uyandı. Büyük bir şaşkınlık içinde annesinin yüzüne bakıyordu. Annesi kızına “hayırdır kızım rüya mı gördün?” diye sordu. Amastris “rüya değil anne, kabus gördüm” diye yanıtladı ve yataktan fırlayarak pencereye koştu. Annesi de ne olup bittiğinin farkında değildi. Şaşkın şaşkın kızına bakıyordu.
Amastris pencereyi açtı ve derin bir nefes aldı. Mis gibi balık kokan denizin, çiçek kokan yeşilin, o eşine az rastlanır güzelliği içine çekti. Dışarısı cıvıl cıvıldı. Kuşlar uçuşuyor ona gülümsüyordu. Dışarıda farklı bir çok otobüs vardı.
Manav Mehmet amca bir müşterisine, dalından yeni toplanmış çileklerini veriyordu. Her şey olması gerektiği gibi görünüyordu. Derin bir ohh çekerek annesine döndü. Annesi ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Amastris rüyasında gördüklerini bir bir anlattı. Annesi anlattıklarını hayal etmişti ve öyle bir durumun ne kadar kötü sonuçlar doğuracağını tahmin edebiliyordu.
Amastris “inşallah Amasra’mızı bizden almazlar. Amasra’yı Amasra yapan güzellikleri yok etmezler” diye dua etti.
Annesi “haydi bırakalım bunları Amasra’nın güzelliklerini yaşamaya devam edelim ve şimdi elini yüzünü yıka. Akşama balık ve Amasra salatası yerken güneşin batışını izleyeceğiz.” Dedi.

------------------------------------------------------------------------
ADI : TAŞKIN
SOYADI : KARAKUŞ
DOĞUM TARİHİ : 05.12.1991
OKUL BİLGİLERİ : Amasra OTELCİLİK VE TURİZM MESLEK LİSESİ - SINIF 12/E – NUMARASI 106 - KONAKLAMA VE SEYAHAT HİZMETLERİ BÖLÜMÜ





